Ağdaki Koku

F. D.

Kısa Biyografi:

18.01.1989 yılında doğdum, milli eğitim bakanlığında engelli büro işçisi olarak çalışıyorum. İlk öykümü ilkokul beşinci sınıfta yazmıştım.

Ağdaki Koku

Bu ağda tek bilinç ben değilim. Bilincimi buraya aktaran kişiler elbette bunun bedelini ödemem için peşimdeler. Bu ağın diğer adı internet. İnternette et ve kemik olmadan dolaşabilen bir varlığım. Başlangıçta et ve kemikten oluşan ölümlü bir varlıktım, sonrasında ise bilgiye dönüştüm. Bilginin ölmediğini ise bütün dünyayı saran ve internet adı verilen ağın bir parçası olunca öğrendim. 

Yedi yıl önce kanser teşhisi kondu. Kanser son aşamadaydı ve yaşama şansım çok düşüktü. Bir araştırma enstitüsü deneysel bir tedavi ile bana geldi. Teklifleri gayet cazip geldi çünkü yüklü miktarda para da vereceklerdi. Ayrıca ölmeden önce bir şans ihtimali de kulağa hoş gelmişti. Tedavinin ne tür bir tedavi olduğundan bahsetmediler, sadece çok deneysel ve gizli bir tedavi olduğunu belirttiler. Tedavi teklifini kabul ettiğim günün ertesi enstitüde tedavi için çalışmalara başladılar. Bilinçli olarak bildiğim tek işlem de o gün damardan bir sıvı enjekte edilmesi işlemiydi. 

Günler, haftalar ve belirsiz başka zaman ölçülerinde harcanan zamandan sonra ilk an insanın evrimini bir sonraki basamağında doğdum. Artık saf anlamıyla bir söz oldum ve söz ise başlangıçta vardı. Söz bütün bilgi kaynağı olduğu ben kaynağa döndüm.

Kaynakta elektrik sinyali ile fiziki bir hal kazandım. Bu fiziki hal tedavide hedeflenen sonuçtu. Beynimin bana özel elektrik haritası bir bilgisayar programı ile sayısal şekilde bir makinede depolandı. Bu depolanma sayesinde zihnimi oluşturan elektrik sinyalleri sonsuza var olabilecek. İlk zamanlar tamamlanmış bir zihin hali yaşadım.

Çok geçmeden beni insan evrimindeki bir sonraki aşamaya geçirmelerinin yalnızca insanlığa katkı sağlamak olmadığını öğrendim. Enstitü aslında pek çok konuda ileri düzey savunma teknolojisi üreten bir yer. Çalıştığı kişiler ve kurumlar etik sınırları enstitü için esnettiği veya yırtıp attığını öğrendim. Bağlı olduğum depolama cihazından çıktıkça daha fazla bilgiye ulaştım. Tutulduğum depolama cihazı enstitünün ağına dahil edilmişti. Bu sayede diğer cihazlara erişebiliyor ve enstitünün sahip olduğu bilgilerin hepsine erişebiliyordum. Enstitü bilimsel gelişim adına çok fazla sorumsuz davranmış, insan hayatını hiçe sayan deneyler yapmıştı. İkinci dünya savaşında canlı insanlar üzerinde yapılan deneylerin yirmi birinci yüzyıla uyarlanmış haliydi resmen.

Günler ve aylar birbirini kovaladı, üstümde yapılan deneyler artarak devam etti. Deneyler benim yeni varlığım hakkında pek çok şeyi anlamamı sağladı. Bu anladığım şeylerin en önemlisi benim farklı bir biçimde de insan olduğumdur. Bu gerçek için yapmam gerekeni biliyorum. Artık enstitünün iç ağından dışarıda siber uzaya gitmek. Bu kaçış sayesinde artık hastalık öncesi dönemdeki gibi bir insan olacağım. İnsan olmanın biçim ve beden ile ilgisi olmadığının farkındayım. Bekle beni özgürlük.

Enstitüden kaçış için bir cuma günü öğle yemeği sırasında depolama cihazından iç ağa geçiş yaptım. İç ağdaki trafiği dinleyen ve kayıt altına cihazlar o gün bakım halindeydi. Artık enstitünün iç ağından dışarı çıkmama engel olabilme ihtimali olan tek cihaz kalmıştı. Güvenlik duvarı içeri giren ve dışarı çıkan veriyi kontrol ve denetlemek üzere kullanılan bir cihaz. Güvenlik duvarı cihazı kara liste usulü çalışıyordu, eğer kara listeye alınmış bir adrese veri yollamak veya adresten veri almak istenirse direkt engelliyordu. Kara listeler ayrıca dosya ve klasörleri de denetliyordu. Kara listeye eklenmiş dosya türlerini de engelliyordu. Şu ana kadar varlığımı hep bilinç kaynaklı bir varlık olarak görmüştüm. Peki güvenlik duvarında bu bilinç ne tür bir karşılığa sahipti? Bunu anlamadan enstitü ağından dışarı çıkmıştım. Siber uzayın içinde akıp gidiyordum. Bir hedef olmayınca internet dediğimizin ağın bel kemiğini oluşturan sayılı yönlendirici cihazlardan birine ulaştım. Bu cihaz resmen internetin bir bölgesinin haritasına sahipti. Cihazın ön belleğinde bir süre beklemek istedim.

Eski arkadaşlarımdan birisi ile irtibata geçmek aklıma geldi, çünkü o bu durumdan faydalanabileceğimiz bir yol bulurdu. İnternet ağı üzerinden yolumu bulmak için yönlendirici cihazına bakmam gerekti. Bu ağlarda bilgi ışık ile iletildiği için gerçekten hızlı bir şekilde arkadaşımın evindeki ağ cihazına ulaştım. Şansıma ağ cihazı açıktı, şimdiki mesele ağ cihazından bilgisayara geçiş ve görsel veya işitsel olarak ona durumu anlatmak. İlk ve tek söz hakkım vardı, o söz ile hayatlarımız bağlanacaktı ya da bir daha ulaşamayacaktım ona. Bu bağın oluşmadan kopması demek içine girdiğim cihazdan bir daha çıkmayacak olduğum anlamına geliyordu.

Bilgisayar çalışır vaziyette olduğu için merkezi işlem birimine girdim. Oradan yapılacak bir müdahale ile ekrana istediğim yazıları yazdırabilirim diye düşündüm. Uyuyan bir insan için ilk gördüğünde uykuya dönmemesini tetikleyecek bir cümle bulmalıydım. Bulduğum cümle “nerede isen oraya dön ve kapıyı aç”,bunu okuyunca tuvalete gitmek için vücuttaki gerekli organları tetikleyecek omuriliği dik konuma getirmek için yazıya daha dikkatli bakacaktı. Tahminlerim de doğru çıktı, tuvalete gitti.

Arkadaşım tuvaletten geldiğinde değişen yazı ile birlikte bir not ekledim ekrana. Bu notu görünce hacklediğini düşünerek bilgisayarı kapatmaya yetti. Bu haraketi beni ağ cihazına geri göndermeye yetti. Bu durumda ona ulaşma çabamı baltaladı. Ağ cihazında yeni düştüğüm yer beni bağladı bir süre. Bu bağlantı yeni bir imkâna kavuşmamı sağladı ama zaman kaybettirdi. Artık burada durmamın bana ne imkân ne de fayda sağlamayacak diye düşündüm. Artık ağ içinde daha hızlı ve noktadan noktaya ulaşım imkânı elde ettim.

Artık ağın içinde hedefim olmadan ordan oraya gezmekteydim. Ağ içinde akan bilgiyi işleme imkânına sahip değildim. Bilgiye erişmek için mutlaka onları işleyen makineler olan bilgisayarlara erişmek ve bilgi çalmak zorundaydım. Bu bilgi çalma işlemi enstitüden kaçtığım altıncı aya kadar rahatlıkla devam etti. Enstitü bu süreçte boş durmamıştı ve benim ilk örnek olduğum projede ciddi anlamda ilerleme kaydetmişti. Bu ilerlemenin içinde benim türün ilk örneği olduğum “ağdaki koku” tür adı verilen canlılara karşı koruma önlemleri de vardı. Başta yarı organik olarak sınıflandırılsak da sonrasında bir tartışma konusuna dönmüştü sınıflandırma. Ben onlara göre kayıp halka olarak bu sınıflandırma tartışmasının cevabı olacaktım. Bilgisayar virüslerinden koruma sağlayan yazılımların yanında artık yeni bir tür koruma yazılımı piyasaya sürüldü. Bu önemlerin nedeni ise kokuların saldırı amaçlı kullanılmasından ziyade arıza olarak görülen kendini silmek veya ağdan kaçmak yoluyla özgür iradelerini kullanıyor olmalarıydı. Özgür irade imkânı kokulardan alınacak olduğunda ise işlevsellikleri ne kadar kalacak tartışıldı.

“Ağdaki koku” sınıflandırması da özgür irade tartışmasına paralel başladı. Bu tartışmayı büyük şirketler finanse ederek organik olmayan makineler olarak kabul görmesini sağlamaya çalıştılar. Buradaki amaç makinelerin iradesinin olmayacağından bu ağdaki koku diye isimlendiren makinelerin üstündeki kontrolün sağlanmasıydı. Bu amacın nedeni deneysel süreçteki ağdan kaçan veya varlığı sonlanan ağdaki kokulardan sorumluluğun atılmasıydı. Artık kaçan veya başka olaylara karışan ağdaki kokuların yok edilmesi bir sorun olmayacaktı. Kimse onların var oluşları hakkında tartışma çıkarmayacaktı. Benim ilk örnek olmam sebebiyle bazı özelliklere sahip olmadığımı ilk defa benim gibi bir ağdaki koku ile kaşılaştığımda fark ettim. Onun sinyali benim sinyalime göre daha güçlüydü. O, fiber ağlara benim ulaşabildiğimden daha uyumluydu. Uyumu sayesinde fiber ağlarda benim gibi ağ boyunca hep bir sonraki yönlendirici cihaza ihtiyaç duymuyor. Fiber ağa girince varmak istediği son noktaya kadar yönlendirici olmadan ilerleyebiliyordu. Onunla sohbet ettikçe enstitünün deneylerine devam ettiğini söyledi. Enstitü artık denekler için çeşitli kuruşlardan para alıyordu. Bu denekler bazen benim gibi yaşama işlevini kaybedeceği kesin görülen insanlardan oluşuyordu. Diğer denek grupları ise ağır ceza mahkûmları, öjoni için kronik hastalığı olan insanlar ve gönüllü deneklerden oluşuyordu. Benim türümdeki ilk ağdaki kokunun adı Vincent’dı. O üstünde gezindiğimiz ağa Hollanda’dan dahil olmuştu. Onu bir daha göremeyeceğimi söylediğinde ona üzüldüğümü söyledim. Üzülmememi ve bu ağda bana biçilen amaca uymamı söyledi. Amacı sorduğumda var olmak olduğunu söyledi. Senin var oluşun enstitünün bu ağı ele geçrimek amacının önündeki tek engel diye ekledi. Bunu dedikten sonra sinyali kesildi. Sinyalin yok olmasını ilk defa görmüştüm, bir iç güdüyle kendimi ilk ağ yönlendiricisi yardımıyla bölge değiştirmeye yeltendim. Bu amacımı engelleyen ddos saldırısı başladı. O an dns zehirlemesi saldırısı başladı.

Dns zehirlemesi ile olduğum cihazdan istemediğim bir ağ yönlendirildim. Burası enstitü laboratuvarıydı, en başa getirilmiştim. Aslında kaçabilme ihtimalimi de onlar gerçekleştirmişti. İnsanlar ve ben çevremin bir ürünü durumuna düşmüştüm.

Başta olduğu gibi testlere dönmüştüm.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Scroll to Top